13 Mayıs 2013 Pazartesi

Sergi Açılışına Gidip Manzaraya Doymak!

Uzuuun sürecek bir yazı dizisine başlıyorum efendim. Aslında topu topu 1 gün kaldık Graz'da ama o kadar güzel bir şehirdi ki önce fotoğraf makinamın sonra da telefonumun şarjı bitinceye kadar fotoğraf çekmeye devam ettim.

8 Nisan 2013 Pazartesi günü öğleden sonra, aynı günün akşamı gerçekleşecek Edelfried Strubreiter'ın Graz'daki sergi açılışına katılmak üzere atladık trene.
Trende benim masam böyleydi,

 
eşimin masası ise böyle.

 
Bunlar da trende ikram edilen, hiç bitmesin istediğim püskevitler :)


Daha önce Graz'ı hiç görmediğimiz için açılıştan sonra bir gün orada kalmayı planlayıp önceden otel rezervasyonumuzu yapmıştık.


Graz'da bizi büyük bir gürültü karşıladı, tren garını da içine alan geniş bir alanda şehir yapılandırma çalışmaları var yani bizim Taksim'den hallice. Bir an sordum kendi kendime, yarın burayı gezmek istediğimden emin miyim? :)

Neyseki lokasyonu çok mantıklı bir otel seçmişiz, gar ile galerinin arasında ve her ikisine de yürüme mesafesinde. Eşyalarımızı otele bıraktıktan sonra açılışa gittik. Müthiş bir açılıştı, tek bir ressamın sergisi olmasına rağmen bu kadar farklı tarzı bir arada görmek beni şaşırttı. Özellikle birkaç resim gerçekten çok başarılıydı. Buyrun size birkaç örnek;




 Açılışın ardından duvarlarında bolca tablo bulunan ve yer döşemeleri oldukça dikkatimi çeken otel odamıza çekildik.


Odanın içindeki halı ahşap parke görünümündeydi, o kadar gerçekçi ki üzerine basıp yumuşaklığı hissedene kadar parke olmadığı anlaşılmıyor. 


Koridorda ise taş döşeme görünümündeydi halı...
 

 
Sabah otelden ayrıldığımızda bizi muhteşem bir hava karşıladı, çocuklar gibi mutlu oldum ve keyifle 2013'ün ilk güneş gözlüğünü taktım. Graz'a gelmeden önce hava durumuna bakmıştık, hava yağmurlu görünüyordu ama güneş bize sürpriz yaptı :) Hatta yanıma kalın kıyafetler aldığım ve kışlık ayakkabı giydiğime pişman oldum.
 
Arada hemen seyahati sevenlere bir tüyo vermek istiyorum. Gün boyu bavulla gezmek rahat olmayacağı için bavulumuzu tren garındaki emanet dolaplarına kitledik. Avrupa'nın birçok yerinde bulunan bu sistem çok pratik. Dolaplarda elektronik bir kilit sistemi var, bozuk parayı makinaya verdikten sonra (sanırım günlük 2 küsur Euro idi) makina otopark katlarına benzer bir kart veriyor, bu kartla gün boyu istediğiniz zaman dolabı açıp eşyalarınızı alabiliyorsunuz. Farklı yerlerde emanet büroları da var tabi ama onlar daha pahalı olduğu için bizim yaptığımız gibi tren garındakini tercih etmenizi öneririm. Güvenlik açısından da bana gayet sağlam göründüler. Ahşap falan değil, para kasaları gibi metal (çelik de olabilirler hatta) dolaplar ve anahtar ile değil, ancak elektronik sistem onay verdiğinde açılıyorlar.

Sabah herzaman olduğu gibi aç uyanmıştım :) Güne başlamanın en güzel hali kahvaltıdır benim için, hele hele tatildeysem ;) 
 
Çok lezzetli ve kocaman bir kahvaltı yaptık. Malesef kahvaltının tamamını çekmemişim ama gerçekten kocaman bir kahvalıydı. Güneş eşliğindeki portakal suyundan proseccosuna, peynirinden reçeline lezzet dolu iki kişilik bu kahvaltıya sadece 20 Euro ödedik!
 
Kahvaltıdan sonra başladık yürümeye, amacımız saat kulesini ve isminden emin olmadığımız ama terasında çok güzel bir seyir kafesi bulunan büyük alış veriş merkezini bulmaktı. Buarada bulutların görünüşü pek hayrı alamet değil?
 
Yürürken eski yapıtlara yine hayran kaldım...
 
 
Bu dereyi üzerindeki köprüden yürüyerek geçtik, diğer köprünün altında gemi gibi birşey var ya onu aklınızda tutun, başka bir postta onun gerçekte ne olduğunu söyleyeceğim ;)
 
Köprünün korkuluklarında böyle bir kilit gördüm, bunu da aklınızda tutmanızı istiyorum, onun da bir hikayesi var ;)

 
Bu arada köprünün üzerinde saat kulesinin muhteşem manzarasıyla karşılaştık. Keşke fotoğraflar gerçeği olduğu kadar güzel aktarabilise...
 
Yürümeye devam ederken saat kulesini binaların arasından görüyoruz.
 
 Ara sokaklarda böyle geleneksel bakkal çakkallar var :)
 
Sonunda alış veriş merkezini bulduk, gerçekten çok farklı ve nezihti onu da ayrı bir postta anlatacağım.
 

Yürürken yorulmuşuz, kafede önce bir oturup soluklandık.
 
 
Ardından şu uzun uzun anlatılan seyir terasına çıktık. Bundan sonra sanırım fazla söze gerek yok, fotoğraflarla umarım benim kırmızı çatılar üzerinde gördüğüm rüyayı siz de görürsünüz... (panoroma fotoğrafların üzerine tıklamanızı öneririm ;)) 

 
 
 


 
 Sevgiler...
 
Not: Gezinin devamını yayında! Buradan görüntüleyebilirsiniz :)
 
 
Facebook sayfamıza da beklerim, orası çoook renkli , TIK :)
 
Bu post da ilgini çekebilir ;)
 


 

 
 





 

4 yorum:

  1. Ne güzel bir manzaraymış kuzum. Seni buradan takip etmek çok güzel:) Daha sık paylaş.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Teşekkür ederim tatlım :) Bu postun devamı gelecek, Graz çok güzel bir yerdi ;)

      Sil
  2. Çok büyüleyici bir manzaraymış.Bayıldım canım.Asma kilit hakkındaki yazını sabırsızlıkla bekliyorum canım :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Beğenmene sevindim tatlım. Gezinin ikinci kısmını ancak bugün yayınlayabildim, ok adar çok fotoğraf var ki çok zamanımı alıyor ama kilit aklımda, bir an önce hazırlamaya çalışacağım ;)

      Sil